Türkiye’de Siber Alanın Yönetişiminde Üçüncü Faz: SGB’ye BTK Yetkilerinin Devri
2025 yılında Siber Güvenlik Başkanlığının kurulması ve Siber Güvenlik Kanunu’nun kabülüyle birlikte siber güvenlik alanı konsolide edilmişti. Dijital Dönüşüm Ofisinin de kapatılarak yetkilerinin SGB’ye devriyle SGB’nin yetkileri genişlemişti.
Aralık ayında “Süper Otoriteler Dönemine Doğru Adım Adım” şeklinde bir paylaşım yapmıştım. İdari teşkilatın daha da konsolide olacağına ilişkin öngörülerimi paylaşmıştım. Bu öngörüm daha da somutlaşıyor.
Meclise sunulan yeni teklifle SGB, BTK’nın internet alanına ilişkin yetkilerini uhdesine almakta; teknik altyapıyı devralmakta; telefon dinlemelerine ilişkin temel merkez haline gelmekte; Anayasanın 22. maddesinde düzenlenen haberleşme hürriyetine ilişkin kısıtlayıcı tedbirlerin uygulayıcısı haline gelmektedir. BTK ise elektronik haberleşme alanında piyasa düzenleyicisi olarak konumlandırılmaktadır.
SGB, Siber Güvenlik Kanunu dışında 5651 sayılı İnternet Kanunu’nun (kısmen de PSVK’daki internet yetkilerinin) temel icracısı konumuna gelmektedir.
SGB, siber alanda bir istihbarat ve kolluk kuruluşu olarak kurulmuştu. Yeni yetkilerle dijital alanın en temel düzenleyicisi halini alacaktır.
Teklifin yasalaşmasıyla SGB’nin temel görev ve yetkileri şu şekilde olacaktır:
1) Siber güvenliğin sağlanması
2) Kamuda dijital dönüşüme öncülük etme
3) Kamuda yapay zekâ uygulamalarına öncülük etme
4) E-devlet hizmetlerinin sunumuna aracılık etme
5) Alan adı, internet altyapısının yönetimi, strateji ve politikalarını belirleme
6) Yasal dinlemeleri koordine etme
7) Haberleşme hürriyetine yönelik kısıtlayıcı tedbirleri alma
Şu aşamaya kadar tüm değişikliklerin bütüncül yaklaşımla gittiğini söylemek zor. 7545 s Kanunun kabulü, 177,183,192 sayılı Kararnameler, yeni Teklif dikkate alındığında parça parça ve zamana yayılmış bir reformun yapıldığı görülmektedir. Daha fazla değişikliğin bizi beklediğini öngörmekteyim.
Tek bir kuruma bu kadar yetki verilmesinin temel politik motivasyonu nedir?
Teklifin gerekçesinde vurgulandığı üzere “Jeopolitik konumu ve bölgesindeki gelişmeler itibarıyla bu tehdit ortamının doğrudan muhatabı olan Türkiye için siber güvenlik, teknik bir mesele olmaktan çıkarak ülkenin bağımsızlığının dijital alandaki izdüşümü olan dijital egemenliğin tesisiyle doğrudan bağlantılı, ertelenmesi mümkün olmayan stratejik bir ulusal güvenlik alanı haline gelmiştir.” Keza yine gerekçede vurgulandığı üzere “Türkiye için doğrudan bir ulusal güvenlik ve dijital egemenlik meselesi olan bu tehdit ortamına karşı koyabilmek ve etkin ve bütüncül bir siber savunma mekanizması inşa etmek amacıyla, yetkilerin uluslararası örneklerle uyumlu şekilde asli görevi siber güvenliğin sağlanması olan Siber Güvenlik Başkanlığı çatısı altında toplanması öngörülmektedir.”
SGB, Türkiye’de dijital alana ilişkin en geniş yetkili kurum haline gelmektedir.
Siber Güvenlik Hukuku kitabımın sonuç kısmından bir atıfla konuyu bitirmek istiyorum:
“Regülasyon, devlete duyulan güvenin bir karinesi olarak değerlendirilmelidir. Bir alan devlet tarafından düzenlenmişse, o alanda devletin açık ve doğrudan sorumluluğu başlamış demektir. Siber güvenliğin sağlanmasını talep etmek, bireylerin en temel haklarından biridir. Bu alandaki kuralların etkin biçimde icra edilmesini beklemek ve yetkili makamlardan hesap sorabilmek, temel bir haktır. Zira görev ve yetkiler, beraberinde hukuki ve idari sorumluluğu da doğurmaktadır. Bu sebeple, Siber Yasanın ilkeleri ve yükümlülükleri kâğıt üzerinde kalmamalıdır; gereğince uygulanmalıdır.”
Öte yandan Türkiye, henüz siber olaylara uygulanacak uluslararası hukuk kurallarına ilişkin pozisyon belgesi yayımlamamıştır. Tallinn 3.0 arefesinde Türkiye’nin Siber Vatan doktrinine uygun şekilde uluslararası siber hukuk duruşunu da ilan etmesi gerekmektedir.
Yeni değişiklikler şimdiden ülkemize hayırlı olsun!
Teklifin tam metni için tıklayınız.